|
ŞİİRLERİYLE BİR ŞAİRİN HAYAT HİKÂYESİ "NAZIM HİKMET RAN" |
|
Nazım’ı anlamak; ifade bütünlüğünde yaşayan bu büyük adamı, belki de şiirlerin de, oyunların da, mektupların da anlamaktır... · 1913 yılında, Osmanlı Devleti 1. Dünya savaşına henüz katılmamışken, topraklar çeşitli tehditler altındayken, etrafında olanlardan hayli etkilenen ve kendisinin de görevleri olduğunu düşünen, şair adayı Nazım’ın ilkokulda yazdığı şiiri “Feryad-ı Vatan”; “… Sisli bir sabahtı henüz Etrafı bürümüştü bir duman Uzaktan geldi bir ses ah aman aman! Sen bu feryad-ı vatanı dinle işit Dinle de vicdanına öyle hükmet Vatanın parçalanmış bağrı Bekliyor senden ümit |
|
Devamı...
|
|
|
ŞİİRSEL YOLCULUKTA 3G DURAKLARI |
|
Mustafa Akyürek 'Sen ela gözlerinde yeşil hareler Sen en büyük ve muzaffer Ve ulaşıldıkça ulaşılmaz olan hasretimsin' Nazım Hikmet Bütün zamanların eşref saatleri şiire dönüşür... Şiirsel dönüşümlerin öncesi ve sonrası yolculuk diye geçer tarihin izdüşümlerine. Bu yolculukta bazen; |
|
Devamı...
|
|
|
Mustafa Akyürek
Bu e-posta adresi spam korumalıdır. Lütfen JavaScriptleri etkinleştirin.
Yazmak mutluluktur… Geceleri yazmak kendin olmaktır bir bakıma. Kendin olma isteği ise gecenin mızrabının gönül telini titreştirdiği andır, hiç kuşkusuz. Gökyüzünden, yeryüzünden, ormanların gümbürtüsünden, rüzgarın sesinden deşirilmiş binbir kokulu zehirli-zehirsiz çiçeklerle örülü düş dünyasında, enselenme korkusundan uzak yazmanın platosudur gece. Jean Paul Sartre ‘okumak dolmak yazmak boşalmaktır’ der, bir yazısında. |
|
Devamı...
|
|
|
Nazım Hikmet'in Kemal Tahir'e Mektupları ve Dostluk |
|
(Yazan Günay Kızılırmak Çetao) Hâlbuki halktan yana olmayan iktidarlar insanları, dağınık tespih taneleri gibi isterler. Yan yana gelmesin isterler. Onun için bugün de kahvehane kurdurmuyorlar. Aziz Nesin “Edebiyatımızda Mizah” 16 Mart 1986 Rıfat Ilgaz – Aziz Nesin Söyleşisi Karşın Yayınları Mahpus Nazım Hikmet mahpus Kemal Tahir’e kavuşmayı o denli istemektedir ki, elimdeki kitabın (“Kemal Tahir’e Mahpushaneden Mektuplar”) hiç de bir kavuşma müjdelemeyen kalınlığını ve mektuplaşmanın (eşittir ayrılık) daha epeyi devam edeceğini bile bile, safça “keşke gönderseler Kemal Tahir’i Nazım’ın yanına”, “inşallah yakında buluşurlar” derken yakaladım kendimi defalarca. Nazım Hikmet için arkadaşına kavuşmak, yarı yarıya özgürlüğüne kavuşmak olacaktır... İşte bu yüzden ya tercih edilmez yan yana gelmeleri… Yalnız mektuplar değil, iki hapishane arasında neler neler gider gelir: Şeker, çikolata, havlu, yorgan, çarşaf, resim, fotoğraf, kitap, gazete, ağızlık, para, pekmez, bal, yün kuşak, pantolon, gömlek, diş kalıbı, kayısı kurusu… |
|
Devamı...
|
|
|
NESNE BİLİNÇ VE COŞKU EKSENİNDE ŞİİR DOLAYIMI |
|
Mustafa Akyürek ‘Şair ve sanatçı için iki şey gerek; gerçeğin üzerine çıkmak ve maddenin içinde kalmak.’ Schiller Hasan Hüseyin Gündüzalp, ‘şiir anlatmaz. Söyler ve geçer... Anlatmak onun komşularının işidir...Bunlar roman,öykü ve denemedir’ der... Bu görüşe göre anlatmayanı anlatmak, açıklamayanı açıklama çabasına girişmek ve bununla ilgili kuramlar geliştirmek doğru mudur?... Anlamaya çalışmak anlatılandan bağımsız olarak düşünülebilir mi? Bütün bu sorulara verilecek yanıt koskocaman bir hayırsa, geriye bir tek şey kalıyor: Duyumsamak ve yorumlamak... |
|
Devamı...
|
|
|
ResulÖzdemirci - (İmge-Söz Grup Çalışmaları) İkilik (dualizm), varlığı açıklamanın ve var olmanın ancak başka bir varlığın karşısında anlamlandırılabilirliği düşüncesinin ortaya çıkardığı bir kavram ve düşünce tarzıdır. Bir varlık, kendini açıklamada acze düşünce, varlığını başka bir varlığın karşısına konumlandırır. Böylece “ben neyim?” sorusunun cevabı, “ben öteki olmayanım” a dönüşür. En kolay açıklama, karşıtıyla açıklamadır. Varlığı kendinde ve kendisi için açıklama ise, çok zor ve meşakkatlidir. Tanrıya atfedilen “bilinmek istedim” sözü de kendini bir başka varlıkla açıklamadır. “Bilinmek istedim”, aynı zamanda “var olmak istedim”dir. “Tanrı neden alemleri yarattı?” sorusunun bu basit cevabı, var olmaya duyulan özlemin göstergesidir. Kendinden başka bir varlığı mümkün kılarak, sonra onun tarafından bilinerek var olma süreci. Soruyu tersine çevirip sorarsak; “İnsan neden tanrıyı yarattı?” sorusuna şöyle cevap verebiliriz: “Çünkü bilinmek istedi”. Kendi varlığını gerekçelendirme, bulunduğu durumu anlamlandırma ve gelecek için kendi varlığını mümkün kılacak bir çerçeve çizme, yani var olduğunu hissetme, bir başka deyişle var olma yolu. Bu anlamlandırma içerisinde, bütün varlıklar arasında insanoğlunun “eşref-i mahlukat” olarak konumlandırılması, bu düşüncenin insanlık için nasıl bir ihtiyaç olduğunu anlamamızı sağlar. |
|
Devamı...
|
|
|
Korku Bİlgisi-Belirsizlik Kaygısı Diyalektiği |
|
www.sar-dunya.org sürecinde başlayan www.sözcelem.com da netleşen bir çalışmadır. Korku temel olarak birikmiş bir bilgidir. Korkunun bilgi olması korkulanın nesne olduğu gerçeğidir. Bu nedenledir ki korkumuzla kurmuş olduğumuz doğru ilişki korku nesnesinin sonunu getirir.
Her bilgide olduğu gibi korku bilgisinin bir eksiği yani görece belirsiz bir yanı vardır. Bu görece olan belirsizlik kaygının mekânı niteliğindedir.
Korku bilgisinin kaygıyla olan ilişki ve çelişkisi, korku nesnesi ile kurduğumuz ilişkinin niteliğini belirler. Bunu korkmanın niteliği olarak adlandırmakta bir sakınca duymuyorum.
|
|
Devamı...
|
|
|
*,Ezilenlerin Estetik Algısında Bilimsellik |
|
www.sar-dunya.org süreci Değişimin hız yükseltisi, zaman ve mekân bozucu niteliktedir. Değişim hızının yükselişi; mekân ve zaman bozuculuğundan sebep sonuç ilişkisinde bozum yaratır. Bilginin tanrısallığını bozan belirsizlik, tanrıyı da ortadan kaldıran bir özelliktir. Bilginin kendini belirsizlikte inşası, bilgilerin estetik bileşeninden güç kazanan bir bütünleme davranışıdır. Belirsizlik içerisine taşınan estetik algı bütünlüğü; görecelik algısını, olabilirlik dönüşümüne uğratır. Ortaya çıkan olabilirlikten yapılan seçim, olmasını istediğimiz bir süreç niteliğidir. Belirsizlikte, görecelik kutsaması kaderciliktir. Belirsizlik içindeki estetik algı bütünlüğü, bir kez olabilirlik seçiciliğini inşa ettiğinde. Bilinmezliğe dönüşme şansı kalmamıştır. İradi müdahale ile açığa çıkan belirlenmişlik, kendi içinde taşıdığı bir eksikten belirsizlik içeren bir özelliktir. |
|
Devamı...
|
|
|
Sengül Cilban (İmge-Söz Grup Çalışması) Mevlana’nın fikriyatının asli unsuru “tasavvuf”tur. “Tasavvuf” ve “sufi” kelimelerinin softan geldiği ve bu mesleği benimseyenlerin, yünden dokunmuş abalar giydikleri için kendilerine sufi, mesleklerine ve inanç sistemlerine ise tasavvuf denildiği söylenir. Ancak gerçekte; “hikmet” anlamına gelen, yunanca “sofos” kelimesinden türetilmiştir. Tasavvuf’a göre; (İslamiyet bakışıyla etkilenmiş olan felsefeye göre) kudret, yani Tanrı, mutlak varlıktır. Mutlak varlık (Tanrı); kendisini kişide görünür kılar. Öbür türlü yalnız bu kudretten bahsetmek imkânsızdır. Yani yaratılış yoktur, görünür kılınmak (zuhur) vardır. Ancak Mevlana bu inanç sitemini insandan yana kullanmayı iyi bilmiştir. Adeta gerçek bir “insanlık dini” kurmuştur. Tasavvuf’ta insan; varlığın amacı ve sonudur. İşte bu çoğu sufi’de; egoizm oluşturmuş, kendilerini kâinatın merkezi saymışlardır. Sufiler; mutlak varlığa ulaşmak için bir an önce dünyayı terk etmek isterler. Mevlana ise “gerçek yolcunun dünyadan kaçmasına gerek yoktur, dünya mutlak varlığın zuhurudur ve güzelim dünyadır” der. Dünya işleri sayılan; yeme, içme, para puldan kaçmaz, kendisinden olanlara: çalışın der. Yani Mevlana; dünya olaylarını çoğu sufinin yaptığı gibi, kerametlere bağlamaz. |
|
Devamı...
|
|
|
*, "Ezilenlerin Şiirinden" "Bence" "Saçmalıyorum" |
|
SES-SÖZ, ÖZ-BİÇİM, BİÇEM-İMGE ve YAPI SORUNU ÜZERİNE... * Şair; her sözcüğü, geçmişteki bütün anlamlarının bileşkesiyle ele alıp, kendisi için yeniden yaratandır. * Şair, hayatın, ritmine uygun seslerin içtenliğinde şiir yazıyorsa; şiirde müzik kendinden bir gelişim olarak doğar. * Şairle sözcükler arasında, hissedilir bir iktidar mücadelesi sürmektedir. Bu mücadelenin türevi olarak, şairin özgünlüğü; kendi şiir dilini yaratarak açığa çıkar. Bu mücadele; dili yenmekten çok, dilden yana tutum almak olarak adlandırılmalıdır. Dilden yana olmak; çatışkı içerikli bir yansımaya sahiptir. Bunun zaman zaman çatışma yanılsaması yaratmasından kaçınamazsınız. * Binlerce yıldır, insanların her türlü ihtiyacının ifadesi olan sözcüklerin gücünü küçümsemek; toplumsal yaratıcılığın eseri olan dille bağlarınızın zayıflamasına neden olur. Şair bu mücadelede oynadığı oyunun oyuncağı olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu nedenle; sözcüklerle olan ilişkimizde ihtiyatlı olmak gerekir. * Dilin sonsuz devinimi karşısında, sağlam bir duruşunuz yoksa; sizi bir girdap gibi kendi derinliğine çeker ve bir çöp gibi kenara fırlatır. |
|
Devamı...
|
|
|
Emperyalizm "Postmodernizmle" bize ne yapıyor!? |
|
www.sar-dunya.org (Üslup düşünce grubu çalışmalarından. ) Bilimselliğin ve bilimin diyalektik ret süreçleri oluşunun inkârının iflasını, yeni bulunmuş bir algı olarak tarif etmek ve buradan yola çıkarak bir bilinmezliğin inşasını gerçekleştirmek, her şeyi görece kılan bir tanrı yaratımından kaderciliği inşa etmektir. Emperyalizmin elindeki bilgiyi ve gücü insanlık aleyhine kullanışının yarattığı bu karmaşa, her şeyi kendisinin yarattığı inancıyla, tanrısal bir çaresizlik öğreticiliğidir. |
|
Devamı...
|
|
|
*Umut Rubaileri; Mevlana* |
|
İmge-Söz Grup Çalışmalarından (Rasul Özdemirci) Değişim ve dönüşümü yaşamın temeli olarak kavramadan umut sahibi olmak mümkün mü? Donmuş olandan gelecek adına bir şey beklemek kabil olmadığı gibi, mevcudiyeti mutlak olarak bellemek, geleceğe sırtını dönmek anlamına gelir. İnsanoğlunun tarihten bugüne keşfettiği en önemli sır, hiçbir şeyin aynı kalmadığı, her geçen zamanın varlığa bir şeyler kattığı veya ondan bir şeyler azalttığıdır. Tekamül, bir diğer ifadeyle gelişme, insanoğlunun insani cevherinin üzerine oturduğu fikri temeldir. Mutlakıyeti bugün olduğu gibi gelecek için de hafızadan silmek, gelişimi sonsuzlukla beraber algılayıp, onu fikri olgunluğa doğru sürüklemek ve bilimsel adıyla 'diyalektiği' geçmiş, bugün ve gelecekte süregelen ve devam eden bir şey olarak algılamak, düşünsel iddiamızı ve kararlılığımızı güçlendirecektir. O zaman yazalım |
|
Devamı...
|
|
|
Bazılarına uzun ömür dilemekten başka, elimizden başka bir şey gelmez... |
|
www.sar-dunya.org Düşünce grubu çalışmalarından Yaşam tarzının bütünselliğine erişmek, kendinden olanı görür görmez tanımak, nasıl bir şey acaba? Dahası böyle bir şey mümkün müdür sizce? Bütün bu soru karmaşasının temelinde; insanın kendini bir yaşam tarzından bütünleyen üslup seçiciliği olarak açığa çıkartışı olarak düşünmekteyim. Kendi yaşam tarzının netliğinden açığa çıkmış olan üslubun kendini seçiciliğindeki hız ölçüle bilir nitelikte olmasa gerek. Beklide ilk algıyı ön yargıdan çıkarıp ön görü yapan, kişinin üslup seçiciliğinin yetkinliğidir. |
|
Devamı...
|
|
|
*, Şimdi dediğimiz zaman diliminin tarih yazıcılığı |
|
www.sar-dunya.org düşünce grubu çalışmalarından... Genel olarak şimdi demenin günü birlik yaşamak olarak tanımlandığı verili bir ortamda olduğumuzu bilmekteyim. İşte bu nedenledir ki kimimiz dünü, kimimiz yarını yaşam ekseni seçerek, günü birlikçilerden kendi ayrımını açığa çıkartmaya çalışıyor. Sonuç yine hüsran oluyor. Günü birlikten kaçış kendini yine günü birlikçilik içerisinde buluyor. Kaçışı içeren tarihçilikte, kaçışı içeren yarıncılıkta tam anlamıyla işlevsellik inşa eden şimdiyi, gün tüketiciliğine dönüştürüyor. Dünyayı insani olandan yana değiştirmek ancak şimdi ile yarattığınız bir yaşam tarzını açığa çıkartışınız ile toplumsal gelenek olma niteliği kazanabilir. Toplumun insani olandan yana devinişi ancak gelenek haline getirilmiş yaşam tarzının inşasının içerisinden süreklilik kazanabilir. Şimdinin, dünle ve yarınla ilişkisini doğru inşa etmek; temel olarak yaratıcı olmayı zorunlu kılan bir süreçler bütünüdür. |
|
Devamı...
|
|
|
Haklılık, gerçek söz, barış ve estetik |
|
Francisco Goya İnsansızlaştırmanın haritasını çizenler, her türden söylemle dünyanın tüm varlıklarına ilan edilmiş bir savaş başlatmışlardır… Küresel emperyalizmin “cici demokrasi”sinin inşası, geleneksel yapılanmaları kökten ortadan kaldırma ihtiyacından kaynaklı olarak kendisini “barış ve demokrasinin savaşçısı” ilan etmiştir… Dünyanın dört bir yanında inşa ettiği milli boğuşmaları adeta "kimlik özgürlüğü" olarak tanımlayışı, bir önceki tarihe ait haklılıkları çizeceği haritanın aracı haline getirmesi (sürmekte olan haksızlıklarından inşa edişi) hiçte şaşılası bir durum değildir. |
|
Devamı...
|
|
|
Ezilenlerin Üslubu ve İmge Gerçeği |
|
Salvador Dali İmgenin oluşumu ve açığa çıkışının "esin perileri" bir hiçten bir vahiyle gelen saçmalamalar olarak düşünülüşü, estetik yaratıcılığı tesadüflerle açıklamaya kalkmaktan başkaca bir anlam içermiyor.
Oysa imge; dünyayı bütünlüklü algılayabilmenin estetik yaklaşımı içinden süzülerek gelir. Dünyayı estetik algı ile görmek; anlama anlaşılma anlatma ve değiştirmeyi içerisinde taşıyan bir yaratımdır. |
|
Devamı...
|
|
|
*, Ezilenlerin Estetiği Ne Olabilir? |
|
Resul Özdemirci (www.uslup.org) Bazı meseleler insanlığın kadim sorunlarıdır. Bazıları ise yaşanan zamana aittir. “Bir şeyi yeni yapan nedir?” diye sorduğumuzda aklımıza gelen ilk şey, geçmiştekilerden farklı olmasıdır. Ele aldığı konular insanlık tarihinin her döneminde üzerinde düşünülmüş veya hakkında söz söylenmiş dahi olsa o konulara yaklaşımın bugüne ait olması gerekir. |
|
Devamı...
|
|
|
*, "Ezilenlerin estetiği"nin olabilirliği. |
|
Bilginin en önemli üretim aracı haline geldiği, ilişkinin iletişime evirildiği çağımızda, toplumun büyük kısmı hızla “üretim” dışına itilerek, kendi anlamsızlığına inandırılmış bir ruh haline sürüklenmiştir. Bilim ve teknolojinin hızla gelişmesi karşısında oluşturulmak istenen kültür; “teknoloji her şeydir; sanat ve estetik mevcut üretimin bir parçası ise anlamlıdır… İnsanlığın geleceğini teknoloji şekillendirecektir… Beklemekten başka yapılacak bir şey yoktur” diyen anlayış; sömürüsünün sınırının yok olduğu gerçeğini açığa çıkarmıştır. |
|
Devamı...
|
|
|
"Estetiğin Öncül Karakteri" ve "Ezilenlerin Estetik Örgüsü" |
|
Üretimin bilim, ilişkinin iletişime evirildiği dünyamızda, yabancılaşma ve yalnızlaşmanın ulaştığı boyut; geniş bir açılıma muhtaçsa da, biz burada sadece konumuz gereği değinmekle yetineceğiz. Temel olarak üretimin el emeğine olan ihtiyacının yüksek olduğu dönemlerde, yabancılaşma; işçinin bir çark, bir vida yani makinenin bir parçası olarak algılanmasına sebep olmaktaydı. Çağımızda hızla bilgiye dönüşen üretim, üretim sürecini sanal bir boyuta dönüştürürken…. Toplumun kendisini yeniden var edebilmesi, bu yeni yabancılaşma sürecini görünür kılarak (tavır alışının) açığa çıkması gerçeğinin içinde gizlidir. Emperyalizm gerek üretim süreci olarak, gerekse siyasi yapılanma olarak, eski “kavranılışının” dışına çıkmış adeta günlük yaşamımızın her zerresine nüfuz ederek; karşı etki ile kendisini görünmez kılmıştır. Ezilenlerin geleneksel yapılanması ve mücadelesi artık emperyalizmin canını acıtamaz bir kimlik içerisinde kalmıştır. Her türlü yozlaşmayı afaki olarak yaşadığımız çağımızda, yabancılaşmanın yeni karakteri; ne yapılırsa yapılsın aşılamayacak bir kader görünümü kazanmış, ezilenlerin ruhsal şekillenişine içselleştirilmiştir. |
|
Devamı...
|
|
|
(Resul Özdemirci) Her başlangıç, bir heyecanı içinde taşır ve her başlangıcın kendine has bir gereği vardır. Başlama esnasında, kendi gereğinin yüksek heyecanından ümitvar düşünüş ve niyetler taşıyan girişimler, kısa zamanda kendi başlama gerekçesinin unutuşu içerisinde, var olabilmenin kısıtlayıcı ve yozlaştırıcı davranışları içerisine düşer. Buradaki ilk unutuş, davranış ve tarzın düşünceyle uyumlu olma zorunluluğudur. Var olmanın dayanılmaz hafifliği değil fakat dayanılmaz cazibesi vardır. Bu cazibe, bir araya gelmiş insanları kendi ilkelerinden taviz vermeye zorlar. Yararcı davranışlar, eşyanın tabiatı gereği gibi algılanır. Bu algılayışın en önemli sebebi ise o anda varmış gibi algılanan kurumsallaşmaların var olma şekillerinden alınmış ve öğrenilmiş yanlış bilinçtir. İlk olmanın en önemli handikaplarından biri budur. Örneği olmayan dokumacının kendi örneğini çıkarmak gibi bir sorumluluğu vardır. Bu olmadan ilk olmak ve yeni olmak mümkün değildir. İlk olmak için kendi ayırt edici davranışının iyi üretimi esastır. İyi üretim için ilkelerde ve üslupta kararlı, davranış ve girişimlerde ve bunlardan beklenen sonuçlarda mütevazı olmak zorunludur. Yırtıcılığa ve iş bitiriciliğe değil, cazibe yaratıcılığa ve güvenmek iddialı olabilmenin ön şartıdır. |
|
Devamı...
|
|
|