Ana Menü
Anasayfa
Forum
Köşe Taşları
Necmi Otçu'dan Öykünmeler
Anı - Anlatı - Deneme
İletişim
Arama
Bizden Şiirler
Necmi Otçu Şiir Kitapları
Köşe Taşları
Mustafa Akyürek
ÇOĞUL SÜRGÜN
Necmi Otçu
*,FANTİRİ FİTTON YASASI
Sine Meretıko
dikmen
YARASALAR GECE UÇAR PDF Yazdır E-Posta
Yazar Mustafa   
15 08 2008

 

Mustafa Akyürek

Bu e-posta adresi spam korumalıdır. Lütfen JavaScriptleri etkinleştirin.

Yazmak mutluluktur…

Geceleri yazmak kendin olmaktır bir bakıma.

Kendin olma isteği ise gecenin mızrabının gönül telini titreştirdiği andır, hiç kuşkusuz.

Gökyüzünden, yeryüzünden, ormanların gümbürtüsünden, rüzgarın sesinden deşirilmiş binbir kokulu zehirli-zehirsiz çiçeklerle örülü düş dünyasında, enselenme korkusundan uzak yazmanın platosudur gece.

Jean Paul Sartre ‘okumak dolmak yazmak boşalmaktır’ der, bir yazısında.

 

 

Gecenin doğurganlığından, evrensel anaçlığından hiç mi hiç sözetmez. Vardır bir bildiği kuşkusuz.

Yazma eyleminin şiirsel boyutunun geceyle bütünleşmiş yarasaların konar-göçer varlıklarıyla ilgili olduğu varsayımı bilinçaltı kapağının zifirde kaybolup bastırılmışı rahatlatmasıyla açıklanabilir olduğunu düşünüyorum.

Yarasalar gece uçar…

Sokak lamabaları dalgınlığın tutsaklığını yaşarlarken, o yarasaların varlığını yalnızca saçaklar ve şairler bilirler.

O şairler ki, gündüzün bereketini gecenin imbiğinden damıtıp şiirlerini ışıklı sabahlara adayanlardır…

Ve o şairler ki, fil ayaklarının ezdiği çimenleri diriltecek çavlanları akıtıp;

(…)

Filler ülkesinin

Uzun gecelerinde

Şiirlerimi adadım

Aylara ve yıldızlara

(Mustafa Akyürek)

diyecek kadar geceye tutsak ve sabahın ışımasını beklemeyecek kadar sabır yoksunudurlar.

Günün yorgunluğu kurşun ağırlığınca üstümüze çöreklendiğinde yatağımıza uzanırız.

İşte o an, kendin olma halidir.

Uykuya dalmadan önceki halimiz…

Uyuma isteği ile düş kurma arzusu arasında gidip-gelmeler…

Uykuya dalmanın maliyet hesabında düşlerimizden yoksun kalma sonucunu doğursa da asıl denklem uyumadan uyanmak sorunudur.

Uyumadan uyanmak, çoğu zaman amele pazarından boynu bükük eve dönmelerle eşdeğer sayılsa da; hiç değilse bir sonraki geceye malzeme olacak düşleri de beraberinde getirir.O düşler ki; yağmur sularıyla yıkanmış imgelerden başka bir şey değildirler.

Çoğu zaman bir sonraki geceye aktaracak- elimizde avucumuzda- ne bir düş, ne de şiire tutunmamış imge kalır. Kala kala çan kulesine tünemiş yarasaların kutsadığı kilise ve onun avlusunda vaftiz edilmiş körpe şiirler kalır, sabahı karşılayan.

Burada gecenin erdeminden, yarasaların kutsal görevlerinden sözederken, neredeyse gündüzün bağrından kopup gelen ve bilinçaltı sandukamızda kilitli duran hasretlikler, ayrılıklar, kafamıza düşen saksılar ıskalanmış oldu bir anda.

Yazmak mululuktur, demiştik yazımızın girişinde…

Gide gide gece derslerine dönüştü söyleşimiz.

Oysa, gündüzü yaşamadan terli terli gecenin sıcacık yorganına sarınmak olası değil.

Gündüz hasadında yoğrulan bedenimizin yüreğimizde, beynimizde açtığı gediklerdir bizi yazma eylemine götüren.

Toplayıp toplayıp koynumuza aldığımız salkım saçak sevdalardır bizi uyumadan uykumuzdan eden.

Mutluğu gökte ya da yerin derinliklerinde ararken, onun yanıbaşımızda olduğunu görürüz.

Murathan Mungan’ın dediği gibi, ‘mutluluk boyunuz hizasındadır’ sadece.

Yazmanın,-gece yazmanın- mutluluğundan bize kalan tatlı uyku sersemliği ve sabahı karşılayıp bir sonraki geceye randevu veren şiirlerdir.

Yorgun gözlerle sabahı selamlarken, çoğu zaman düş gezegenine ve hasret vadisine yolumuz düşer…Dudaklarımızın çeperinde salınan dizeler şarkıya dönüşür ve;

(…)

Bedenim gurbete

Düşlerim hasretine dürülür

(Mustafa Akyürek)

yankısı rüzgarın uğultusuna karışır.

Mardin/ 17.05.2006

Son Güncelleme ( 05 01 2010 )
 
< Önceki   Sonraki >
Dost Siteler
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement